her yere yakın bir yer
iki paralel doğru gibi
kesişmeyi bekledik
sonsuza eğilmişken
kağıtlar sarı ve o büyük ağaçların ağıtları
ceketler omuzları taşımazken
hem yüzüme çarpan rüzgârlardan ötürü
benim o hep bildiğim ama
hiç görmemiş gibi yaptığım yollardan
sürekli olup bozulan ve
geçtikçe dizimi sıyıran duvarlardan
geçemediğimden
hep
işte sonra yakamadığım tüm ağıtların ağrılarıyla, yürüdüğüm
her caddenin uğultusuyla, acının da zulmün de aşkın da hiç bitmediğini düşündüğüm
hiç belli olmuyordu büyük ihtimal.
bana seslenmiştin. kendi ismini duyup da kendi varlığına
yabancılaştığını hissetmekle başa çıkıyordum o sıra. oturup bir şeyler okumak
yerine boşluğa baktığım için kendimden nefret ettiğim bir gündü. acılar ruhumu bırakmaya
çalışırken bedenim isyan çanları çalıyordu. sonrasında tüm günler gibi karşıdan
karşıya geçmek için ışıkları bekliyordum.
şimdi hem acılar ruhumu bırakmıyor hem bedenim isyanlarını. üstelik
sen de bana seslenmiyorsun. hem kendime yabancıyım hem de ismime. eskisinden
daha çok tanıdığım da bir gerçek. sen de iyi biliyorsun, o kadar çok tanıştım
ki kendimle. yabancılaştım. ben ne konuşsam olmuyor ne yazsam günah artık.
konuşmadığım, ses çıkarmadığım günleri de lanetliyorum ya hep.
yas tutmanın o keskin ve sıcak kokusuna tanışık olmakla
sınanıyorum. başıma gelen her şeyin
sorumluluğunu ben almak zorundayım.
hayatıma bir yerinden dokunmuş hiç kimse verdiği hasarın
arkasında durmayacaktı, biliyordum. ama onlardan o umarsız gülümseyişleri
beklememiştim. hakikaten.
ne ölüme uzağım, ne de yaşamaya. ne sevgilere uzağım, ne de
kırgınlıklara. ne iyileşmeye uzağım, ne de acılara.
ben öyle her yere yakın bir yerde, bekliyorum
Yorumlar
Yorum Gönder