ilkgençlik ağrıları 1
ben hep kırıktım.
yıkılma sakın diye diye yıkıldım. şimdi vapur yolculuklarının başımı ağrıttığı bir vakitten yazıyorum. şahsımdan verdiğim tavizlerin beni nasıl yıprattığını falan düşünüyorum. bir şeyler çok anlamsız, bir şeyler çok anlamlı geliyor. kimseyle uzun süreli konuşmuyorum. şimdi sancılarımı kesemediğimi haber verdim zeyneb'e. onun da diyecek bir şeyi kalmadı benim için.
akşam sekizden sonra hayat tepemde ağlamamı bekliyor. zaten kırığım biliyor, bu yüzden artık kırılmıyorum. türbenin yeşili var içimde üsküdar'ın sesi var. annem kendini sıcak tut diyor. buralar çok soğuk hep anne. ben çok soğuğum. ya da battaniyem ince.
yazıyorum ama ellerim soğuk. yazıyorum ama yüzüm yaralı. yazıyorum ama gülüşüm yama. yazıyorum ama yürüyüşüm bozuk. ben yazıyorum ama yalnızlığım diri.
içim gülmüyor. onca zamandır kırığım kimse neden sarmadı demiyorum. yanlışın var içim ağlamıyor. ama gülmüyor da istisnalar dışında. şiir yazıyorum bazen hâlâ, bu neden bilmiyorum mesela. çok şeyler yapıyorum ama neden bilmiyorum. bir faydası yoksa da, varsın olmasın.
daktilonun tuşlarına hevesim bitti. damların kuşlarına. pencerenin pervazına. kalbimin atışına. canımın yanışına. kalemin elimde duruşuna. daktilonun tuşlarına hevesim biitti.
kimseyle konuşmuyorum çok zamandır. dertleşmiyorum. gece uykularımdan uyanmasam sürekli. öğle vakti içim çekilir gibi olmasa. kediler beni bu kadar sevmese. sevgi akıtmasalar gözlerinden gözlerime. şiirler etkilemese bu kadar. bozmam belki duruşumu. yazmam bunları da.
ben daha küçük bir çocukken, babam beni iş yerine götürmüştü. o kargaşada sesler arasında onun sesini seçmeye çalışıyordum. sorular soruyordum. sorularım bitmiyordu. sesini duyduğum her yerde yine sesini arıyordum, bilmiyordu.
ya da ben küçükken annemle hep sohbetlere giderdik. teyzeler beni severdi -hep midemi ağrıtmıştır o verdikleri şekerler- ama ben de onları severdim, yanlarına alırlardı, kara kızım derlerdi. kara kızım diye sevdiler beni yıllarca. yıllarca limon kolonyası ve gül suyu kokusuyla yetiştim yazgıma. ben annemin yanına gidip gelirdim sürekli. teceyyür ederdim olup olmadığını. onunla olduğum her yerde onu arıyordum, bilmiyordu.
bizim eski mahallemizde çocuklar sokakta küsüp barışabiliyordu. gribi sokaklardan kapıyorlardı. su çiçeği olunca bir süt bir bisküviyle ziyaret ediyorlardı birbirlerini ve yer sofrasında buluşuyorlardı sevinçle. büyüdük sonra biraz, bahçede muhabbet ettiğimiz yaz akşamları, semaverde çay. mutfakta karşı karşıya çömelip bim bisküvisine kahvaltılık çikolata sürmenin incelikleri. kahveyi hep benim yapmamın esprisi. biraz havalar soğuduysa biraz da şen şakraksa herkes, sen de ısınmak için boş yere gülüş saçıyorsun etrafa. eve dönmek istemiyorsun falan.
şimdi çaya bal katıyorum ağrılarım dinsin diye. yalnızlığımı sorgulamayı da ağlamayı da bıraktım bu akşam. biraz ne yapsam karar veremiyorum. biraz canımdan öte bir yolda Allah'ı düşünüyorum. oturup öylece duramıyorum, katıksız sevgilere giden bu yolda içimde taşıdıklarımı yontuyorum. içime sinmeyeni içimden atıyorum. öylece oturup duramıyorum. yazmam istenilmese yazmam da. hem soran olursa hüdayi'de bir kaldırım taşıyım. hoşça kalın.
kırıklarımı Allah'a emanet ettim, geçtim bir işrâk vakti tümseklerle dolu yollarınızdan.
yıkılma sakın diye diye yıkıldım. şimdi vapur yolculuklarının başımı ağrıttığı bir vakitten yazıyorum. şahsımdan verdiğim tavizlerin beni nasıl yıprattığını falan düşünüyorum. bir şeyler çok anlamsız, bir şeyler çok anlamlı geliyor. kimseyle uzun süreli konuşmuyorum. şimdi sancılarımı kesemediğimi haber verdim zeyneb'e. onun da diyecek bir şeyi kalmadı benim için.
akşam sekizden sonra hayat tepemde ağlamamı bekliyor. zaten kırığım biliyor, bu yüzden artık kırılmıyorum. türbenin yeşili var içimde üsküdar'ın sesi var. annem kendini sıcak tut diyor. buralar çok soğuk hep anne. ben çok soğuğum. ya da battaniyem ince.
yazıyorum ama ellerim soğuk. yazıyorum ama yüzüm yaralı. yazıyorum ama gülüşüm yama. yazıyorum ama yürüyüşüm bozuk. ben yazıyorum ama yalnızlığım diri.
içim gülmüyor. onca zamandır kırığım kimse neden sarmadı demiyorum. yanlışın var içim ağlamıyor. ama gülmüyor da istisnalar dışında. şiir yazıyorum bazen hâlâ, bu neden bilmiyorum mesela. çok şeyler yapıyorum ama neden bilmiyorum. bir faydası yoksa da, varsın olmasın.
daktilonun tuşlarına hevesim bitti. damların kuşlarına. pencerenin pervazına. kalbimin atışına. canımın yanışına. kalemin elimde duruşuna. daktilonun tuşlarına hevesim biitti.
kimseyle konuşmuyorum çok zamandır. dertleşmiyorum. gece uykularımdan uyanmasam sürekli. öğle vakti içim çekilir gibi olmasa. kediler beni bu kadar sevmese. sevgi akıtmasalar gözlerinden gözlerime. şiirler etkilemese bu kadar. bozmam belki duruşumu. yazmam bunları da.
ben daha küçük bir çocukken, babam beni iş yerine götürmüştü. o kargaşada sesler arasında onun sesini seçmeye çalışıyordum. sorular soruyordum. sorularım bitmiyordu. sesini duyduğum her yerde yine sesini arıyordum, bilmiyordu.
ya da ben küçükken annemle hep sohbetlere giderdik. teyzeler beni severdi -hep midemi ağrıtmıştır o verdikleri şekerler- ama ben de onları severdim, yanlarına alırlardı, kara kızım derlerdi. kara kızım diye sevdiler beni yıllarca. yıllarca limon kolonyası ve gül suyu kokusuyla yetiştim yazgıma. ben annemin yanına gidip gelirdim sürekli. teceyyür ederdim olup olmadığını. onunla olduğum her yerde onu arıyordum, bilmiyordu.
bizim eski mahallemizde çocuklar sokakta küsüp barışabiliyordu. gribi sokaklardan kapıyorlardı. su çiçeği olunca bir süt bir bisküviyle ziyaret ediyorlardı birbirlerini ve yer sofrasında buluşuyorlardı sevinçle. büyüdük sonra biraz, bahçede muhabbet ettiğimiz yaz akşamları, semaverde çay. mutfakta karşı karşıya çömelip bim bisküvisine kahvaltılık çikolata sürmenin incelikleri. kahveyi hep benim yapmamın esprisi. biraz havalar soğuduysa biraz da şen şakraksa herkes, sen de ısınmak için boş yere gülüş saçıyorsun etrafa. eve dönmek istemiyorsun falan.
şimdi çaya bal katıyorum ağrılarım dinsin diye. yalnızlığımı sorgulamayı da ağlamayı da bıraktım bu akşam. biraz ne yapsam karar veremiyorum. biraz canımdan öte bir yolda Allah'ı düşünüyorum. oturup öylece duramıyorum, katıksız sevgilere giden bu yolda içimde taşıdıklarımı yontuyorum. içime sinmeyeni içimden atıyorum. öylece oturup duramıyorum. yazmam istenilmese yazmam da. hem soran olursa hüdayi'de bir kaldırım taşıyım. hoşça kalın.
kırıklarımı Allah'a emanet ettim, geçtim bir işrâk vakti tümseklerle dolu yollarınızdan.
Yorumlar
Yorum Gönder