bir ışık süzülüyor ama kapıyı hiç bulamıyorum

ben ölünce rabbim

gül kokuları terlesin dünya

kim ölmüş böyle desinler

yurdun bahçesindeki ağaç dut ağacı

ama gül açsın

ağaç da bir avaz bağırsın

duysun karşı mahalledeki erguvan bile


kim ölmüş böyle


aynı oyunu yedi kere oynamaktan

bıkmış çocuk

yeni bir oyun bulsun

sırtını ayazlı duvarlarda büyütmüş kadınların

bileğini kesecek elleri yorulsun

elinden mecâli kesilsin

annesi şükretsin

ona buna sadaka versin

beylerbeyi'nde bir deli bağırsın

kim ölmüş böyle


mecnun leyla'ya seni seviyorum desin

leyla ertesi gün kendini genişçe bir araziye atsın

sıcak kumlardan gülü duysun

bir değil iki değil üç avaz bağırsın

desin

ey yüce rabbim kim ölmüş böyle

---

çünkü ölüm hep

bilinmez bir rayiha ile birlikte gezerdi mahallemizde

küçüktüm

merak ettim, mutlaka öğrenecektim

illâ duyayım istedim

neymiş bu ölüm kokusu neymiş

nasıl ölünür ve nereden nereye gidilirmiş

küçüktüm

mutlaka öğrenecektim

illâ duyayım istedim


ilk anneannem ölmüştü

işte dedim

tamam

şimdi anlarız

inan işler hiç de beklediğim gibi gitmedi

küçüktüm ve

böyle bir kokuyu duymama izin verilmemişti

ne yani

duygularımızın bize kaç beden büyük geliyor oluşu 

kimi ne ilgilendirecekti

aklıma koymuştum

kayısı mı

ıhlamur mu

çürümüş şeftali mi

işte küçücüktüm, içimden

dedim ben

nefes alamıyorum anne

şimdi bana ne olacak


o gün bir şekilde sabaha erdim

ve uyandığımda

bütün bir ev kekik kokuyordu

kaynamış kekik

küçücük olduğum için kaynamış kekiğin ne olduğunu

bu kokunun bir adı ve

herhangi bir şeyle alakası olacağını bilmiyor ve tahmin de etmiyordum

şahsen buna gerek de duymuyordum

şimdi kekik duyunca,

geniş bir odanın yine genişçe ve karmaşık ve bir de kırmızı desenli halısına uzanmış bir kefen hatırlıyorum.

bir çekyatın yarısında büzülüp de uyuyuşumu, asla ağlamayışımı hatırlıyorum.

bir sonraki ölüm dizlerimin önünde yaşanmıştı.

bir sonraki güzel bir cumartesi öğleninde.

bir sonrakinde çok uzaklardaydım, yetişip annemin dizlerine atıldım. ve canım, inan daha birçokları.

hepsinin bir kokusu var. hepsini anlatmak boyumu aşar. ben, boyumu aşan şeyleri yapmakta hep bir numaraydım gerçi. sonra ben, bu rayihaların peşinde gezinirken, ölmek isteyip de ölemeyişlerimle çok kere ölmüştüm zaten. 

her biri bir başka deryâydı.

şimdi herkesin eline birer gül tutuşturmak istiyorum, belki elimde kokusu kalır diye.

bu bir şiirin, kalbimin büyüyüş öykülerinden birine dönüş serüveni mi olmuştu. saat gece 11'e geliyordu. hava güzeldi ve yarım asırdır günlerden salı'ydı.


şimdi bitmeyen bir şiir gibi ağrıyorum,

ve ağrıtıyorum.


https://soundcloud.app.goo.gl/c3A7J



Yorumlar