körpe bir nağmesin.



dün de bu kadar isli miydi odamın duvarları. dün de, dumanlar yükseliyor muydu rûhumuzun derinliklerinden. dün de böyle gelenler böyle gidiyor muydu.

kendi hikâyemizi yazmak için çıktığımız her yolda kalemimizi kıranlar, bahânemiz miydi. keşke olmasaydı.

elimi güneşin önüne getirip iki parmağımın arasından ona bakıyorum. gözüme izini bırakıyor. elimi tam koyunca önüne, gidiyor güneş, ama yalnız benden gidiyor. leylâklar sever güneşi çünkü, karanfiller sever. böyle düşününce görmek istemediğimizi görmesek de o orada duruyor öylece. orada, neyi tercîh edeceğimizi bekliyor. hayâl kırıklıklarını da ekleyelim buna. kendi tercîhimizden çekinip, yine ona sığınıyoruz. neyi tercîh ettiğini unutanlarsa, çok başka.

yani tâbiri câizse, insan bilmediği yollara girince o sokak bu sokak derken, vaktin nasıl geçtiğinden bîhaber kalıyor. her ağır yükten sonra bir boşluk çöküyor omuzlarıma.

bazen, cümleler mânâsız geliyor tüm bunlardan sonra. cümlelerimi hayattan koparıp atmak istiyorum.

susacak yer arıyorum. ki herkes arar, arar, yalnız arar. kaçacak yer arasaydın, susacak yeri de bulurdun. işte tüm bunların arkasında, hevâ ve heves saklanıyor..yüreciğimizin tâm ortasında..

ben rüyalarımda bulmuştum aramayı. "bir elhamdülillah'ım vardı. onu bana bulur musunuz. bir elhamdülillah'ım vardı yıllar önce, onu kaybettim." diye diye.

bil ki, susarken de, konuşurken de kavuşuyorum sana. yürürken ve koşarken. güler ve ağlar iken. dün de bugün de kavuşmuşumdur sana ve hiçbir ağız dile getiremez bunun saadeti ve hakîkâtini.

yolların en çok kaybolunanını seven ben, işte artık yalnız sadede varmak için direniyorum.

hayat, sevdiğini çok dile getirenlerin sevgisini yitirmesi gibi durağan. sevginin yolda bıraktığı insanların hep sevgiden bahsetmesi gibi.

idrâk ötesinde bir aldatmaca. efsûn. sehviyyât.

buna mukâbil;
      cânım, rûhum, vârlığım, sesim ve sessizliğim ve tüm benliğim, bir kimsesizin mezârı başında Allah'ı ve âşkı zikrediyordur uzun bir süredir. böyle gelmiş böyle gider denilen olmak kimin yükü bilmem. böyle gelmedim, böyle de gitmek istemem.

dün de bu kadar hevesli miydi insanoğlu yaşamaya? dün de böylesine berrâk bir su gibi mi geçiyordu vaktimiz.

hüzn-ü gurûbî bir ömür bu. ne batanla dibin yolunu öğrenebildik, ne batacak olanı hesâba katabildik. işte gurûbu olmayan ne var ise o yalnız imanımızdandır. ve ancak o müjdeler bize kurtuluşu. ne kadar yazsam da, içimdeki ateşin yanında buz gibi ifâdesiz kalıyor tüm bunlar. onlara nasıl söyleyeyim içimde sereserpe bahçelerin yeşerdiğini. yerini çok övenin, yeri kalmaz derlerdi, unutmadım.

ezelden tanışığız seninle ey gönlüm. bende neyden ne kadar varsa sende o kadar yokluk. sende neyden ne kadar varsa, bende o kadar yokluk. hülâsaten, bende hiçbir vâr yoktu. sen bana yoğu öğrettin. vârım yoğum sen oldun.

bununla berâber; hak etmediğim şeylere, hak etmiyorum, demeyi bildim. içim içime sığmadıkça, kendine doğru çekiliyor artık. ağladıkça, gözlerim kuruyor. kurudukça soluklanıp, yeni bir yağmura hazırlanıyor. bazı zamânlar, hazırlıksız yakalanıyor, ve utanç duyuyoruz. ammâ velâkin, kendi yağmurumuzda ıslanmak bize evlâdır. evlâdır.

velhâsıl; riyâ ve samîmiyetsizlik görmek bende fıtrî bir baş ağrısı yapıyor. muhabbetiniz yüreğinizin uğultusu değil ise, görüşmeyelim.

selâmetle.



Yorumlar

Popüler Yayınlar