gönül yeşildendir ve bundandır güllerin ak olduğu*


her defasında bir yerlerden gitmek ne güzel. kaçmak, başka asfaltlarda hayat aramak. bir şey bulaşmadan eteklerime, dizlerimdeki yaralar açılmadan tekrar, saçlarım karanlığın zıddı nedir öğrenmeden, gecemi gündüze çevirmeden, arıtmadan içtiğim suyu, solmadan küçüklüğümün hüsn-üyusufları, atmadan adımlarımı bilerek hayra çıkmayan sokaklara, bir şey bulaşmadan eteklerime, kaçmak sevgisizliklerden. başka asfaltlarda ölüm bulmak. tahayyül mü. rüya mı. ağlayışın bulanıklığı mı. aşk yolundan kaçıncı merhale bu. kaçıncı dönüş: keder sahasından.

aman dikkat, kaygan zemin. gözyaşlarınız düşebilir. 

tam onbeşimdeydim; o mutfakta o halıya ilk oturduğumda. bir cenaze giderken ben orada, o desenleri kafamdan çıkmayan halıda oturmuştum öyle. kimsenin umrunda değilken, sokaklarda başıboş yürümenin ne olduğunu o günlerde öğrenmiştim. bazı kadınların cenazelerde gülebildiğini ve bazı erkeklerin cenazelerde ağlayabildiğini de orda öğrenmiştim. şimdi midemin acısını alsın diye içtiğim sütün yanında, aklımda yalnızca o günler var.

bir ölüm boşluğu getirir diye öğrettiler bize. sense bana yüklerimin beni ezdiğini gösterdin, rağmenlerle dik durmayı. hayatta izin vermedin ömrümün next tuşundan elimi kaldırmama. bir ölüm bana boşluğu değil, bir derinliği bahşedebilir ancak. ben şimdi havada kalmış sözlerin yankısını büyütüyorum içimde. bugün o halıya oturduğumda, onbeş yaşım hâlâ ağlıyordu. mutfak dolabındaki yansımam ağlıyordu. bayatlamış kurabiyeler, bilenmemiş bıçaklar ve o halı dahil -ben hariç- odadaki her şey ağlıyordu. bana zamanında acıyan gözlerle bakan o insanlar, bugün ömür sahnesinde düşmemi ve onlardan meded dileyişimi keskin bir hevesle bekliyordu. ağladım, kimse görmedi. yürümektir beni büyüten eylem ve yürüdüm. kendi evimden kaçmasaydım daha güzel büyürdüm. 

bir şey bulaşmadan eteklerime. boğazdaki düğüm, veyahut keder. koşup geçmeli ömür sahasından. 

evden gitmek için eve dönmenin yollarını, kalkmak için kumlara tekrar düşmeyi, yeniden aşmak için biriktirdiğim dağları, kesildikçe iyileşmesini izlediğim bilekleri, evden gitmek için eve döndüğüm yollarda anlatıyorum.

geçen ay defterime yazmışım bunu; "senin omzun benim başımı taşıyacak kadar büyümemiş. günlerin ben hayırlısı olsun deyince hayırlı olmayacakmış hiç. dilin benim adımı söylemeye muktedir değilmiş. hiç değilmiş."

ah, dostun kıymetini bilemeyene ve ağlamaya vakit bulamayana. bilemedikçe muhabbet bilenir, bulamadıkça gönül bulanır. ah ki, her şey bulaşan eteklerimize..





Yorumlar

Popüler Yayınlar