bana ne bunlardan
kaçınılmazların ve mümkünü olmayanların bir araya gelmesinden oluşur bir hayat
sonunda işte hepimiz, hedefe delice koşarken bir anda kendimizi derin bir boşunalıkta, savruluş, sıyrılış, o mutlak ve sonu olmayan düşüşte buluruz.
kendimi bu kadar kötü ifade etmeye başlayalı uzun zaman oluyor. hâlâ bir şeyleri ne kadar umursayıp umursamadığımı bazen kestiremiyorum. insanoğlu bir gün sevdiğinden bir gün nefret ediyor. ben de bir süre neyden nefret ettiğimi çözememiştim, bu da benim kendime olan nefretimi körüklemişti. eskiden kendimi sevmeyişimi sevilmeyişime bağlardım. yanılmamışım.
ama artık kendimi önemsiyor oluşumu da sevilişime bağlayabiliyorum. hayatın hislerin, kalbin, hafızan, dayandığın yer, her şey değişebiliyor, hüzünlerin değişebiliyor. bazı geceler dışardan çok fena kavga dövüş sesi gelebiliyor, bazen sokak çok derin sessizlikte olsa da birileri dört duvar arasında sakince cinayet işleyebiliyor. bazen rüyalarda kalmak istiyorsun, bazen uyumaktan korkuyorsun. hiç bilmediğin dilde şarkılar kalbini parçalayabiliyor. geleceği düşünüp rahatlayabiliyorsun ya da kaygıdan göğsün daralabiliyor. özlüyor olmak ağır geliyor sonra özleyebildiğin birinin olması bile şanslı hissettiriyor.
sen anlaşılmaya çalışmazken bile aptal insanlar anlamadıklarını söylemekte ısrar ediyorlar. neden sürekli kendimi böyle karşıma alıp konuştuğumu da hiç bilmiyorum. sanırım yalnızlığım beni kendimin karşısına koydu. ne zaman bir yoldan karşıya geçmek istesem yeşil ışık yanıyor. geçsem öleceğimi biliyor gibi öylece duruyorum ben de. işte artık nasıl olduysa geçecek cesareti buldum. kaç arabanın altında ezildim bilmiyorum. kaç kelime kafama çarptı da kalbimi delik deşik edip bana her an sızlayan saçma sapan hatıralar bıraktı bilmiyorum. insanlar artık yazmıyorum sanıyor, her zamankinden daha fazla yazıyorum.
yalnızca insanlarla bir şey paylaşmak isteğim artık hiç yok. öyle işte. yorgunum.
düşüncelerim arttıkça kalbim bin parçaya bölünüyor,
gözyaşlarım da yüzümü yakıp geçiyor,
gözyaşlarım da yüzümü yakıp geçiyor.
herkese yetecek kadar sevgim de var nefretim de. isteyen istediğini alıyor.
"öfkeni unutma dedim kendime her gün, unutursan düşersin dedim.
her gün en az bir saati ayakta durmaya, dimdik
durmaya ayırdım. her gün ömür sözcüğünü bir kez kalbimden geçirdim. her gün ömür sözcüğü kömür gibi tınladı içimde. her gün sana içimden bir kez "sevgilim" diye seslendim. her gün sana
bir kez "zalim" diye seslendim. her gün, yan yana oturup birbirine rikkatle bakan iki yaşlı kadını düşündüm. her gün o kadınların bu fotoğrafı yırtıldı dedim. her gün "âh" ettim bir kere, bir kere o âh'ı geri aldım. her gün "yol arkadaşım" dedim,
kahırla kapladım sözlerimi. her gün acını tattım. her gün unutmak için değil, unutmamak için ağu kattım kalbime. her gün insan olmak ne çok kusur içeriyor diye düşündüm. her gün bir kilidi açmaya çalıştım. başka bir şey vardı, başka bir şey; ben sana dünyanın değil yeryüzünün diliyle seslenmiştim. çile nedir, günah ne? bana ne bunlardan.
dünyanın merkezi sendin her gün.
ben senden uzayan uçsuz bucaksız bir kara."


Yorumlar
Yorum Gönder