ben artık ne düşünsem günah, ne söylesem hiçbir yere uymaz, ne yazsam üstü örtülmesi gereken. ben artık yürüsem de geçmez ağlasam da.

saf kötülüğün kokusunu almadan bir günümüz geçmez oldu. ardı arkası yok bu dünyanın yalanlarının ve tutarsızlıklarının. dönüp de görmek istediklerim var ama artık hiç yoklar. unutulmadan yaşamak isterdim olmadı. bana bir uçurumun kenarında büyümek kaderi verildiyse bunu ben seçmedim. saf kötü olanın sağı solu belli olmazdı ben de ayaklarımı yere çok sağlam basamadım, yer de pek sağlam değildi ama konumuz o değil şimdi. hiç yürüyüşe de çıkmıyorum bu ara çünkü geçirmiyor. seçimlerimden de memnunum aslında her fırsatta kalbimi kanatmasalar. alıştım sayılır, istediklerimin olmamasına çoktan. unutmaya alışamadım ama unutulmaya da. beni sevenler diye artık kimseden bahsedemiyor olmaya ve bahsedilmiyor olmaya da.

hiç olmamış gibi olmaya görüntümün bir gidip bir gelmesine renklerimin birer birer solmasına alışamadım. bu gülüşlerin benim olup olmadığından da emin değilim. aynalara bakmaz, yüzleri ilk görüşte fırlama bir sevinçle tanımaz oldum.

bazı akşamlar balkon kapısını açıp önünde oturuyorum, içeri yağmur sonrasının gökyüzüsü doluyor. içeriye dolan nefes için teşekkür ediyorum. kırgınlıklarımdan kimseye bahsedemiyorum. çünkü hayat, bize verdiğinden fazlasını keşfedip onun peşine koştuğumuzda bize düşman kesiliyor. susup yoluma bakıyorum o yüzden. bir yerden gitme vaktim yaklaştıkça hafifliyorum. düşmanlığım ve kırgınlığım her geçen gün artıyor bu hayata. gülümseyerek onu kızdırıyorum. o da her defasında gülümseyişime kinlenip her güzel günümün ortasında bir yağmur yağdırıyor. hâlbuki yağmuru çok seviyorum, gözyaşlarıma karışıyor.

ben artık ne düşünsem günah, ne söylesem hiçbir yere uymaz, ne yazsam üstü örtülmesi gereken. ben artık yürüsem de geçmez ağlasam da. çünkü içime yirmibir yerinden bıçak yarası bıraktılar sustum. ben bunu nasıl anlatabilirim. rüyalarımda bile kendimi tanıyamıyorum. hayallerimiz vardı insan sesi değmemiş fikirlerimiz. nasıl anlatabilirim.

bir tek kendime filtresiz konuşabiliyorum.

kim yıllarca aradığı huzuru bir insanda bulacak. kimin keyfini ev yapımı bir kek yerine getirecek. kimin düşünce dizlerinde açılan yarayı bir öpücük unutturacak. kimin gülüşleri menfaatsiz. kim birbirine durduk yere seni seviyorum diyecek. kim unutamadıkça ağlayacak. kim koşup da gençliğine sarılır gibi bir bedene sarılacak. kim bir şarkıyı her dinleyişinde çocuk gibi ağlayacak. kaç çocuk battaniyesine sarılıp ölümü düşünecek, geldiğimiz ve gittiğimiz yeri.

oysa özlemek ne fena. bir yaz akşamının ekşiyle tatlı arası, önüne gelen yarı sıcak çayın tadına bile karışmış rüzgarının hafif ve sağlam kokusunu. olmamış bir kurabiyenin olmamışlığını konuşmayı. saçlarının uzunluğunu. kalbinin hafifliğini. bilmemişliği. idrak etmeyişi. kalbin dayanamadığı şeyi özlemek. ne fena. oysa özlemek ne fena. ne söylemesi günah ne de yazması. yazmayı özlemek ve bir gülüşün içini büyütmesini. ne fena, oysa, özlemek hep tatlı bir hatırlayış olmalıydı. düşün ki içini kanatan bir sızlayışa nasıl döndü. 

şimdi bu bulantılı yalnızlıkla, ne ne yapacağımı biliyorum ne de onu nasıl unutacağımı. ben artık ne düşünsem günah, ne söylesem hiçbir yere uymaz, ne yazsam üstü örtülmesi gereken. ben artık yürüsem de geçmez ağlasam da.

kimseyi vuramayışlarım beni her yerimden vurdu. şimdi bu her yerinden vurulmuş bedenle, elimde bir tek beni özlemiyle karın boşluğumdan kramplara savuran, kesintisiz bir sevda var. ve bir de ankara.




Yorumlar

Popüler Yayınlar