günce
18.12.22
çok küçüktüm. çok küçüktüm diye anlatmaya başlıyorum. oda arkadaşım bayılana kadar ağlamak istiyor bugün. cem adrian, gelemem diyorum öf öf
söylüyor. ağlıyor. gözlerinden kan mı yoksa yaş mı akıyor belli olmuyor.
birileri sevdiğinden ayrılıyor, birileri daha hiç kavuşmamış, birilerinin sevda
çığlıkları karşılıksız kalıyor, birilerinin çığlıkları her nasılsa susturulmuş,
çığlık atmayı unutmuşlar da var bu şehirde. hikayesi olmayanı kapısından
geçirmiyorlar. sonra bahar uzanıyor, daha çok ağlıyor. izliyorum.
ben de anlatmam gerekeni anlatıyorum size.
ben diyorum, çok küçüktüm. nasıl olduğumu benden başkası
bilmezdi. sanki o anda bir ben bana, şimdi de küçücüksün o zaman, diyor. hep
çok küçücüktüm, kalbimin büyüklüğü bedenime sığmazdı. arka balkonumuz vardı,
uzun ince giden, yerde ince kahve bir yolluk, bir kahverengi masa, üzerinde de
koca bir akvaryum. içinden turuncu, siyah, gri balıklar bana bakardı. gökyüzü
çok az görünürdü, görünen yerlerine mavili minderleri yan yana dizer uzanırdım.
yukarı bakarken uyuyakalırdım. gözlerim hiç direnmezdi hele de kuşlar yoksa.
annem için süper bir şeydi. yok olurdum. ne yorar, ne üzer, ne de
sevindirirdim. çok küçüktüm, balıklarla konuşmaya bayılırdım. balıklar benimle
konuşmaya bayılmazdı. balıklar bile benimle konuşmaya bayılmazdı. insan,
kendine ağır gelenlerden en fazla hangisine karşılık verebilirdi. gücünün
yettiğine. balıklarla konuşmayı çok denedim. balıklarım aptaldı. konuşmayı bu
kadar içten istediğimin farkına varmıyorlardı. çok bekledim. belki de bir türlü
konuşmayı öğrenemiyorlardı. ama ben önce aç olduklarını düşündüm. açken benim
de konuşasım gelmezdi. hem yem verirsem beni seveceklerini düşündüm. tüm kutuyu
boşalttım akvaryuma allah ne verdiyse. ne kadar çok yem, o kadar çok sevgi.
diye düşündüm. öyle şey mi olurdu. balıklar öldü. bir boş akvaryum kaldı
geriye. bir de uçsuz bucaksız yalnızlığımla ben. çok küçüktüm. ne öldürmeyi
bilirdim ne ölmeyi. oysa fazla sevmekten de öldürür, ve ölür insan. ben bunu
hiç bilemedim.
26.11.22
sabah iyiydim. güldüm, güldürdüm. ama akşama doğru bir baş
ağrısıyla hayatıma döndüm. zihnim boşaldı. bugüne kadar sanki hiçbir şey
öğrenmedim, hiç hiçbir şey hissetmemişim gibi oldu. neyi nasıl hissedeceğimi
unuttum. seviyorum sandığıma bilinmez bir hayretle baktım, nefret ettiğimi kaygısız
seyrettim. düşündüğümü söyleyebilmek için bir düşünceye ihtiyacım vardı. benimse
aklımda yalnızca hissetmeyişim vardı.
10.01.23
hayatım iyileşmeye çalışmakla geçiyor. kederli bir cümle midemin
bulanmasına yetiyor. dua edenler var, bana bakıp iyi hissetmem için gülümseyenler,
rahatlamam için sarılanlar. istanbula dönünce hüsna’ya sarılmak istiyorum. finallerimle
bağlantısız olan her şeyi düşünüyorum. hava çok soğuk. yine de bu şehri
seviyorum.
11.01.23
gözaltlarım morarmış, tenim sararmıştı. insanları sevmeyi,
rüyalarımı yorumlamayı, sade kahveyi, derdimi uzun uzun anlatmayı, çok gülmeyi,
çok ağlamayı, yeni insanlarla tanışmayı bırakmıştım. sarılmayı hâlâ çok
seviyordum.
dudaklarım renksiz, gözlerim ışıltısızdı. her şey lezzetini
ve güzelliğini yitirmişti. çocuklar ve çiçeklere de zorla gülümsüyordum. bir
yerlerde hayat durmaksızın tüm akışkanlığıyla devam ediyordu.
zihnimde çölü andıran bir müzik parçası başa sarıp duruyordu. dur dur dur artık. ilaç saatlerimi geçirmemeliydim. gökyüzünün kasveti birazdan gelecek kötü bir haber gibi bana her sabah gülümsüyordu.
sonra çok uykum geldi.

Yorumlar
Yorum Gönder