yanan gözlere değmiş rüzgâr

kağıt helva, haftalar sonra ilk defa soğuk esen rüzgar, hayatla yüz yüzeyken yazmayı unutmak, ardından hayatın gözlerinin içine bakarken de yazmak eyleminin sana kendisini hatırlatması. kavun kokusu.

okunup okunmayacağının bir önemi olmadığını bildiğim şeyler yazıyorum. bu bana daha da iyi hissettiriyor. hayatımızın, şu bizim hiç dokunamadığımız fakat içimizden geçen yaşamın, çok güzel kalpli insanlara neler çektirdiğini gözlerimle görüyorum. inan çok yakından seyrediyorum. bulduğum her fırsatta ağlıyorum.

tutukluk yapan hislerle işim yok. çocukça gülmeyi seviyorum, fakat çocukça düşüncelere tahammülüm yok. olgunlaşmayı, kendime güvenmeyi seviyorum, fakat büyüklük gösterilerine tahammülüm yok. kalp atışım düzensiz, saçımı taramalıyım, şarkıyı değiştirmeli, ve ayağımın altındaki yeri hissetmeliyim. terapi günlerinde gözaltlarım mosmor oluyordu, kapatıcım yarıya indi. ıslak mendili eskiden sevmezdim nedense artık seviyorum. gökyüzüne bakıp da düşüncelere dalmıyorum, artık bir yere bakıp durmam gerekmiyor düşünmek için. her sesin, her görüntünün, her bir işimin altında bir ses daha var. ne o konuşmaktan yoruluyor ne de ben dinlemekten. ne arkadaş olabiliyoruz ne de düşman. ne seviyoruz ne de nefret. ne sükûnet ne de yaygara. sâde bir ses, benden uzak, ama içimin de taa içinde bir yerde. içimin de içinde bir ses ne demeye orda, amacı ne, sorsam da suskunluğu tutuyor. onunla ne zaman konuşsam ellerim benden habersiz bir bıçağa bir balkon kenarına tutunuyor. öyle olunca ben de sustum. artık yusuf dışında kimseyle uzun uzun konuşamıyorum. bu rahatsız da etmiyor. birileri tarafından anlaşılmayışım da önemli gelmiyor. kim kimi ne kadar anlıyor ki zaten.

amaa.. ah işte kendime ne kadar üzüldüğümü bilsen, için ölesiye parçalanırdı. gözlerine derinden baktığım herkesin acısını hissetmeyi ben seçmemiştim. daha çocukken, bulutların yenilebildiğini, mandalinaların gerçek olmadığını sandığım zamanlarda, düşmeden düşmenin nasıl hissettirdiğini bilirdim. tüm hayatım böyle geçti. acı vardı, ağlamak bittabi vardı.

bir anda gidenler, aynı zamanda; bir anda terk edilmişleri, yok sayılmışları ifade ediyordu. yok sayılınca yok olmuyorsun, ama yok sayıldığını bilince buna inanınca yok oluyorsun. 

ben artık hep var olacağım. ne insanlara inancım, ne de büyük ideallerim var artık. yanan gözlerime değen rüzgâr var.

yalnız tek bir kişinin hasreti ve sevgisiyle yorulmaya aşığım. 

hayatım şimdilik bu kadar.

yalnız kendimleyim, ve kendim olmamla gurur duyanların, fikri hür olanların yanındayım.

yalnız tek kişiyle yanmaya hazırım. böyle serin bir günde.


Yorumlar

Popüler Yayınlar