bugün
senin başına gelenlerin bir önemi yoktu. öyle ki herkesin başına bir şeyler gelmişti. gözlerin çok gülmen gereken anlarda sıcak sıcak yaşarıyorsa artık kimseye anlatacak bir şey kalmamıştı. vicdan azabı çekmesi gerekenlerin hiçbiri azabını çekmemişti.
ölmesi gerekenler ölmüyor, yaşamak isteyen erkenden göçüyor,
kimse hak ettiği kederin ağırlığını yaşamıyor, o kederin ağırlığı altında
ezilenler bu yükü hak etmiyordu. artık kaldıramayacağı yükler de veriliyordu
insana. böyleydi.
hata yapanlar şımarık, bu şımarıklıkların cezasını yalnız
mağdurlar yaşıyordu. seslendiğimiz ismini, güzel gördüğümüz yüzünü, elini
tuttuğumuz elini, omzuna baş koyduğumuz o omzu hak etmiyordu. sustuğumuz
kelimeler suskunluğumuzu hak etmiyor, konuştuklarımız hepimize fazla geliyordu.
güneşe güvenmiyor, yağmura aldanmıyor, kar yağınca
sevinmiyorduk. gücümüz tükenmeye, çiçeklerimiz koparılmaya, çocukluğumuz
ağlamaya alışıktı.
boynumuz geriye dönük yaşamakla sınav olunmuştuk. önümüze
bakmak için, kafamızı boynumuzun kökünden kesmemiz gerekti. gece boyu elimizde
bir bıçakla oturmanın hiçbir faydası yoktu. hiç olmadı.
yazmamaya yemin ettiğimizi yazmakla, yapmamızın istenmediği
her şeye meyil vermekle sınav olunmuştuk.
ağlamayı bilmeyenler güzel gülmüyor, güzel gülmeyenler
başkalarının gözyaşlarını ayıplıyordu. durmaksızın kalplerinde duvarlar
örüyorlardı.
sesinden acı fışkıran insanların tümceleri ninni gibi
dinlenir, şımarıkların bağırışlarına kulak kapatılırdı. seslerinde insanlık
duyulmayan insanlar vardı. seslerinde insanlığa doyulmayan insanlar vardı.
uyumak bazen tek çareydi. bilmeceler çözüldükçe hayat
zorlaşıyor, hak bildiğini yaşamak istedikçe yaşama sırt çeviriyordun.
dünya hak bildiğini yaşama yeri değildi.
unutmaya çalışmak acı veriyordu. hiçbir şeyi unutamıyordun. senin
cezandı.
zaten bugün, yüzyıllardır hiç durmadan düne dönüştü. dün ve
yarın bugünden birer parça taşımadan zaman tamamlanmıyordu.
oysa düne bugün dediğini çabucak unuttu insan.

Yorumlar
Yorum Gönder