iç oyukları
dinmiyor teskinsizliğim. bir dağın sırtında kanamayı bekleyen yara gibi ben, heyecanlı görünen zamanın ve ilk gençlik yıllarının yanında ben, çok uzak bir zamandan beri sönmüştüm. gözlerimde bunu görmüştün.
yer yarılmış, ben de çoktan içine girmiştim. yaşamanın böylesiydi. her gece bir ümit, yatağımda bir ışık yakar, bir satır kadar şiir okurdum, ardından ışığımı açtım diye azar işitir ve mecburen uyurdum. ucuz kahveler içmekten geceleri midemiz yanardı. her bir sabaha tekrar uyanmak, kollarımı kesiyordu. peçetemi kanlarımı temizlemekle bitiriyordum. hızlı bitiyor diye kızardın. babamı öldürmüş, çocukluğumu çoktan kaybetmiştim.
sokağa çıkmak olağan değildi, bazenleri kaçardık. dönüp cezamızı çekerdik. durup durup saçlarımı keserdim. o da inatla uzardı. o yatağı hiç sevmezdim. o sırayı, o halıyı, o sesleri, sevmezdim. gülümseyişimin alaycılığı bundandı. benden gelecek bir öfkeye izin yoktu.
içerisinde olmaya mecbur kaldığım buhranları sen de dahil kimse bilmiyordu. gözlerimde bunu görmemiştin.
yüzüme sertçe kapanan tüm kapıları kırdım. hava hep serindi, denize ve aya bakardık. çıkmama izin verilmeyen merdivenleri yıkmıştım, kendime yenisini inşa ettim.
oturdum, yıllar boyu kendi içimden dünyaya güzellikler oydum. güzelliklerimin, iyi huylarımın ardında, her gece soğuk bir yatakta beni bekleyen iç oyukları birikti.
beni içimin oyuklarıyla baş başa bıraktın.
yaşım bu kadar yoktu, öyle yabancı, öyle zor bir kapıda ayakkabısız kalmıştım. giderken arkanı dönmemiştin. ben de bir gün giderken arkamı dönmeyecektim. gözlerimde bunu daha sonra belki görmüştün.
adımı bilmezdim. kimseye geceleri yazdığım şiirleri okutmazdım. ışığımı aldıkları için yazım karmakarışık olurdu. mısra mısra üstüne gelirdi. kalemin kağıtta gezinme sesinden rahatsız olurlardı.
öyle zor, öyle yabancı bir kapıda kalmıştım.
her gün aydınlığında bana da bir kapı açılmasını, güzel bir uyku çekmenin sarhoşluğunu dilerdim tanrıdan. kapılar hep kapandı.
kendi kapımı kendim açtım. ellerimden bir şeyler azaldı.
adımı unutmuş, göğü görmekten sürgün edilmiştim.
bir dağın sırtında kanamayı bekleyen yara gibi ben, çoktandır, sıcak sıcak kanıyordum.
"yani ben dört mevsime bölerek bu yürek sızısını,
günlere,
saatlere bölerek bu yürek sızısını,
sokağım, kentim, vatanım sanarak bu yürek sızısını,
bir yaprağı durmadan işliyorum bu ölümsüz ağaca."

yazmayı bırakmamışsınız, yazmaya devam edişiniz pek kıymetli şey. yüreğinize sağlık ve sürur dilerim.
YanıtlaSilsizin de okumaya devam edişiniz benim için pek kıymetli. bilmukabele.
Sil