uyanılmış bir rüya
- gün geçmiş, sen onun adıyla kıvranan, uğultulu bir koynun sahibisin. gün geçmiş sen kapıları geçerek, sonunda kalmışsın güzel bir rüyanın. yakandaki gülü yakmış, rivayetleri incitmiş, haksızlığa doymuşsun. suya atılmış bir dilek meteliğinden fazlası değilsin.
çoktandır küs uyuduğun kapılara
meraksız, nefretsiz ve inançsız kalmışsın. -
dün sabahın beşinde aştide metronun açılmasını beklerken, sana anlatmak istediklerimi düşündüm. bunları anlatacak kadar çok konuşmayacağımı biliyordum. sesim, içimde bir an bile durmadan deviniyor sadece. taşlara, kayalara çarpıp yine bana geri dönüyor. bugünlerde herkesin mahallesinde birileri ölüyor. senin bana öğrettiğin gibi tutuyorum tüm yasları. tesellisiz kalan her şeyi bir taşa yazıp içimin topraklarına gömüyorum. güçlü olanlar için, sonsuz kederin ve sonsuz saadetin beraber de mümkün olduğunu artık biliyorum. itildiğim tüm uçurumlarda nasıl ölmediysem, yine ölmeyeceğimi söylediğini hatırlıyorum, ölmedim. ama öyle çok yanıldım ki. kime gülümsemem gerektiğini bilmiyorum artık. daha az gülümsemeliyim. nereye gitsem, oradan sensizliğimle dönüyorum. her şeyden daha ağır olan şey bu.
dün gece otobüste başımı cama yasladığımda bir anlığına yanımda oturduğunu düşündüm. kalbimin gerçekten ezildiğini hissetsem de gözlerimi açmak istemedim. açamadım. senin yanımdasızlığın bu olsa gerek.
çekilecek tetiği başıma dayayan benim.
itileceğimi tahmin ettiğim bu uçuruma kendi ayaklarımla geldim.
düşeli çok oldu, son kez baktığım gün ışığını hiç unutamadım. sonra yine aynı karın ağrısı. bugünlerde hiç görmediğim kadar net görüyorum oysa, yeni bir gökle tanışıyorum. yeni maviler ve yeşiller yaratıyorum içimde. oda mandalina kokuyor, masam dağınık, uykuyu bekliyorum, ateşimi düşürdüğü için ankara ayazına hayran kalıyorum. içim soğuyor. içim, günden güne soğuyor.
"zâlimin rişte-i ikbâlini bin ah bile bazen
kesmiyor,
gördün işte, delik deşiğim ben."
tesellisiz kalan her şey
bir taşa yazılı
ve içimizin topraklarında gömülü kalıyor

Yorumlar
Yorum Gönder