her şeyim ölüyor


/bugün

hırpalanan bir çocuğu izledim uzaktan. itilip düşürülmeye alışmaktan boynu eğilmişti. yürüyüşünde bileklerimin acısını bana sürekli hatırlatan bir yavaşlık vardı. akşamlarımı, sabahlarımı, kelimelerinin hoyratlığını ya da inceliğini, yanı başımdaki izini kaybettim./


kesiklerimden beni sen açtın, kalbimin yamalarında ellerinin kanı var. yemekhaneye su almaya giderken, eşyalarımı milyonuncu defa başka bir yere yerleştirirken, kapıda tanıdık kedilerle karşılaşmayı beklerken, seni andıran bir şiiri hatırlarken, defaten kanatıyorum kesiklerimi. yamalar birer birer açılıyor, bir çığlığın yankısı kadar uzaklar, açılıyorlar. ne göğümüz ne toprağımız aynı artık, garipliğimiz de ayrı gurbetliğimiz de.

bu yüzden, kendi derinimden sana bir yol açmaya çalışıyorum senelerdir. sonra bir ara becerebilirsem saçlarımı örgü yapıp bir iki gece balkonda uyuyacağım, üşüyüp geri yatağa döneceğim. yol açmak değil, saçlarımı örmek çok zor. çünkü çoktandır gizliden, sana doğru yürümeyi biliyorum, ama en iyi sen bilirsin, kaldırımlarım çok dar.

iki mevsimli ülkemin yıldızlarını sayıyorum her gece. bu dinmez işgalden arınamıyorum. ağaçlarım, hayvanlarım, insanlarım, her şeyim ölüyor. 'araba yavaş gidiyor, ama nasıl olsa gidiyor.'

 

-her şeyim, her şeyim ölüyor.-

 

ağlamamak için bahçeye çıkıyorum. ara veriyorum yazmaya. sanki yağmurun hiç yağmadığı yerlerden geliyorum. yerdeki karton bardak çöpleriyle bakışıyorum. üşüyorum, ağlayasım da hiç gitmiyor. bin yıllık bir acıyla henüz tanışan kaç milyonuncu kişiyim acaba.

sesimden de sessizliğimden de hiçbir şey anlaşılmıyor.

ama tamam, oldu canım. diyemiyorum.

seni yine de affedemiyorum.




Yorumlar

Popüler Yayınlar