en çok da insanların yanında yalnız hissettiğim doğruydu. doğruydu çok gülmekten sonra gözlerimin kurumayışı. gülmeklerden uzağa kaçtığım doğruydu. lakin insan insanlardan kaçamıyordu. yine ve yine düşmemek için kaçmayıp olduğum yerde kalmayı öğrendim. susmayı gülümsemeyi ve gülümsemeyi ve yine susmayı öğrendim. çünkü yaşamak için önce içini ve gönül mülkünün sahiplerini tebdil etmek lazımdı. ben güldükçe ben sustukça gittiler gittiler izledim. kalanlarla ve gelenlerle yola devam etmeyi edebilmeyi bununla bir karara varabilmeyi sonradan öğrendim. bir gülüşe kananlar bir gülüşle giderler bunu da öğrendim. -bir de şey var, ne kadar arzu edersen o kadar boşluğa düşersin. arzu edilemeyecek büyüklükte boşlukların acısı da arzu edilemeyecek kadar büyüktür. zaten bir şeyin derinliğini de ancak düşersen tam anlamıyla ölçebilirsin. düştükten sonra düşüş sebeplerini kavrayabilirsin.- büyüyünce olacağım düşünülen her şeye hilâf içindeki bakışlarımla yanıt verdim. yazdığım şeylerde kime hitab ettiğimi soranlar oldu. bir de anlamsız bulanlar. çikolatamı kahveye batırıp yemeyi bırakmadım bu süreçte. neskafeyi şekersiz içmenin anlamsızca yaydığı kasvetli bir duruşu var. yanındaki çikolata yetiyor anlatamıyorum. bizler aslında varacağımız menzili değil, varmaktaki yolu istiyoruz öğrendim. çünkü insanın menzilleri bitmiyor. insan bitiyor, vuslat tükenmiyor. gülün bahçesindeki bülbüllerden hangisinin kalbi mutmain ise odur mesela vuslata varacak olan. biz insanlardan ancak kalbi nadire-i hilkât sahibi olanı arıyoruz, çünkü bizi ancak o mutmain edecek, veyahut onda mutmain oluşun bir eserine tanıklık edeceğiz biliyoruz. şimdi ben kendime yalnızlıklarımdan bir dağ yapsam, (ki burda çoğul eki koşulluca var. birine ya da bir mekana karşı yalnızlığım bir diğeriyle eş değer değil) kapımı çalan yeni bir dosta zahmet vereceğim. ben kapımı kapatmadığım gibi kilitleri de kırıyorum. yalnız bir yere girmeden de karara varmamak lazım söylüyorum. nerde yanlış yaptığımız konusunda da hep bir soru ateşkesi istedik ama olmayabiliyor. çünkü yanlışını da hadise yaşandıktan sonra idrak ediyor insan. dönüş yolları zaten zor buna amenna. ama ben her söze aklım ve kalbimle tarttıktan sonra itimad etmem gerektiğini de bu şekilde anladım. -hadi dönüş yolları zaten zor, sen niçin bu yolda her lafza kulak asıyorsun ey gönül. yapma. diyebilmeyi öğrendim.- bugünün diğer günlerden bir farkı yok benim için. bir mektup yazmak istiyorum ama kime neye bilmiyorum. acılarımı kitapların içinden buluyorum, alıyorum, gözümün önünde dursun istiyorum. baktıkça büyüyor, bakmasam yine büyür biliyorum. insan yarın hayatından kimin çıkacağını tahmin edemiyor. bazen içtiğim kahve sadece uykumu kesmiyor ağrılarımı çoğaltıyor gibi hissediyorum. yazmak benden uzaklaşıyor da sanki ben kabul edemiyorum. hep öğrendim diyorum ama insanın bu hayatta bitmeyen nadide duruşudur öğrencilik bu bilgiyi kalbime bastırıyorum. ben insanları yoruyor muyum, dinlendiriyor muyum artık bilemiyorum. ağlayabilmem için nice koşullar var ama ben hep en olmaması gereken vakti seçiyorum. yeniliyorum.

   en çok da insanların yanında yalnız hissettiğim doğruydu. ketum duruşumun kalp kırdığı da. cümlelerim kalpleri yoruyor görüyorum. elhamdülillah ala külli hâl, bu cümleden sonraki lakinlerimi susturmak istiyorum. lakin insanın lakinleri de bitmiyor sevgili dostlar. akşam olurken tam pencerenin karşısında oturuyorum, her geçen gün yorgunluğum benimle konuşuyor tam o vakitte. sohbet ediyoruz, ya da ben dinliyorum. perdeleri çekerken onu da yolcu ediyorum. tam orada başlıyor yalnızlığım, bir şeyler biterken hep ben başlıyorum. sesimin titreyen yanlarına aldırmamam gerek. eve gelince bir değişik oluyor insan. neye üzüleceğine şaşırıyor. evden giderken artık ağlamıyorum. içimde kocamaaan bir kesik var. ellerim uzanmıyor. saramıyorum.

       

Yorumlar

Popüler Yayınlar