sağ çaprazdan çarpan acılar
merdivendeyim. güneş sağ çaprazımdan gövdeme çarpıyor. seni düşünüyorum.
aklıma çaresiz cümleler doluşuyor. ve içimde yankı bulan titrek bir ses başlıyor anlatmaya..
senden önce yalnızdım.
ya senden sonra?
hayatımda senden sonrası diye bir evre olacağını neden hiç düşünmemiştim acaba. senden önceki yalnızlığım biraz kendi seçimimdi. mecburdum hem. öyleydim. ve öyle oluşum bana hiç yabancı gelmemişti.
öyleliğimden bazı zamanlar gurur duyar, bazenleri de alışmışlığımı hissedip hüzünlenirdim.
bu yalnızlık, ve bu hüzün bana hep mizacımda varmış gibi gelmişti. zaten çok sonradan bildim ki; insana her şey, varmış gibi gelirdi. var, nedir diye de çok düşündüm hem.
yokluğuna ne zaman başımı çevirsem gözlerimin kan çanağı oluşu vardı meselâ.
serin bir yaz akşamında yürüyüşümüzün hayali vardı.
göğe geniş açıdan bakışlarımız vardı.
sen orda ben burda aynı şeyleri hissedişlerimiz vardı.
senin kalbin ağırsa benim kalbimin ağrıyışları vardı.
yokluğun vardı dibine kadar.
içimden sana koştukça ciğerlerimin yanışı vardı.
içimden sana kavuştukça ellerimin bomboş kalışı vardı ve
ellerimden hiç tutulmayacağını bilmemin kederi vardı.
şey vardı meselâ,
ben hep üzgündüm ama sen üzgünsen on kat daha üzgün hisseder, düşünürdüm. ve yüzümü yine senden başka hiçbir şey güldürmezdi.
böyle bir gülüşü kaybettikten sonra zaten, bir daha hiç kimseye tertemiz bir gülüş bahşedemedim.
gülmek ihanet, biri tarafından güldürülmek âlâ âlâ ihanetti. tüm şarkılar yokluğuna yazılmıştı ve tüm şairler mutlaka seninle tanışmışlardı.
mutlaka evet, bu böyleydi.
ve dolup dolup ağlayışlar vardı.
her gece aklıma gelişin ve buruk bir gülümsemeyle bunu karşılayışım vardı.
inan ki sen hep vardın.
benim hayatımda bir bana yer yoktu.

Yorumlar
Yorum Gönder