kışın insana yaptıkları, zihnimden yansıyanlar
seni bir boşluğa attım
gövdemi başka gövdeler bilmeyecek artık
boşluk sesi ol
hoşluk sesi ol..
sonra dönüp üz beni.
şimdi, biliyorum daha gelmedi kesiklerimden keskinleşmemin vakti. biliyorum daha çok erken. çok münzevi iki şahsın toplumu aşan söyleşilerindeki gibi akıcı, akılcı ve doğrudan doğruya değinilmiş cümleler kurmak için de çok erken. bu saatte oturulup hayat konuşulmaz zaten. hayat seni konuşur bu saatlerde. kendinden kurtulmak için kendini yakalayan veya yakalamaya muktedir olan o sancı kulaklarını çınlatır. mutfak tezgahının ideal soğukluğu o an içini ürpertir. ellerin uyuşmaya meyillendikçe ağrın şiddetlenir. sırtını ikiye ayırır bulantılı yalnızlığın. devam eder şiir
yüzüm yüzünü terk edeli kıştı
yeni yeni kıştı
şimdi yine biliyorum daha gelmedi yeniklerimden yenilenmemin vakti. biliyorum daha çok erken. biliyorum her şeyin sonunda bir şekilde geçen renksiz ve kusurlu hayatımızdan akanların kendi gerçeğimize, yani kendi ihanetimize dönüştüğünü farkettiğimiz yerde genzi yakan sızılı bir pişmanlık yatar.
her çizik bir gün kırk yerinden kırılmışlığa dönüşür. her dönüş yolunda başını bir ağrı tutar. insan insanı bırakır ama insanın kalbi insanı bırakmayabilir. süzülür nehirler bir defa kalbi olanın yanaklarından ve çağırır başkasının kalbini kendi kalbi içine. kalpler birbirinin kapısını çalabilen şeylerdir ve onu geri getirmeyebilirler. kalbini geri getirmeyenden kalbini alabilmek için kapısına kadar gitmen gerekir ve bunun cesareti bizim gibi çocukların mayasında yoktur. bizim mayamızda ne vardır ki zaten.
biz ancak her şeyi düşünebilmekle ödüllendirilmişizdir ve bu ödül bile bir cezanın başlangıcıdır. bizim gibilerin mayasında başkalarında olmayan bir şey yoktur belki ama sadece başkalarında olan bir şeylerin olduğuna da kanaat getiremeyiz. bizim kanaat getirebileceğimiz bir şey varsa da zaten sıra daha bize gelmemiştir. biz dediğimiz şeyin ne olduğu konusunda teknik arızalarımız vardır ve kalbimizi kimin kalbine yakın hissedebileceğimizden daima şüphe duyduğumuzu sanarız. sandığımız şeylerin varsa bir sonu orada bizi büyük bir sanı daha bekler ve dizlerimizi yere çöküp nereye gidebileceğimiz hakkında düşüncelere dalarız. beklemek iyidir her zaman insana bir şeyler getirir (ki getirmese bile kişi samimiyse beklentisiz bekleyişin ne olduğunu bilir) ama insan bir bekleyişin içinde her zaman ilk fırsatta nereye gidebileceğini de düşünecek istemsizce. insanı beraber yürüdüğü kalpsizler yolun ortasına atacağına koşa koşa bir ağacın köküne karışsa iyidir. ama atılır yolun ortasına ve ordan sonrasına ezilmeden devam edebilmeyi de öğrenecektir.
seni boşluğa attım
gitmek üzereydim kalktım
boşluk sesi ol
hoşluk sesi ol
gözlerimdeki ay ışığı
gözlerinin körlüğü içindi
şimdi yine biliyorum demek isterdim ama bilmediğimiz öyle çok şey var ki. insan zanneder, zannedilir, zannetmekten ve zannedilmektendir muzdaripliği, yenilmişliği, pişmanlığı ve kesilip atılmışlığı, kırılıp süpürülmüşlüğü.
insan gidip de bir ağacın köküne karışamaz. bir ağacın kökü insan kalbine dokunabilir kokusuyla bile olsa. insan çok şeyden gelir ama nedir ki insandan gelir, işte bu bilinmez. insandan geleni en iyi başka bir insan bilir. biliyor olması yetmez ama, bunu bile bilir. bildiğini zannettiklerinden meydana gelen ademoğlu nerede üşüdüğünü iyi bilir ama nerede ısınacağı konusunda çoğu zaman tahminde bulunamaz. hayat sürprizlerle doluysa da pastayı odaya hep en sevilen insan getirir. dünyanın en kötü insanları bile bir defa da olsa içten gülmüştür ve en iyi insanlarının zihninden bulanık fikirler geçmiştir. hayat sürprizlerle doludur ve çok şüpheli bir durumlar bütünüdür aynı zamanda. her sürpriz güzel olacak denmemiştir.
insan gidip de bir ağacın köküne karışamaz demiştim, doğru bu. bir şarkıya merhaba demenin deliliğini benimle yaşamak eminim sonunda birine iyi gelecektir diye düşündüğüm zamanları hâlâ hatırlıyorum. hâlâ evet gülebiliyorum. hâlâ nadiren de olsa sıcacık hissettiğim anlar olabiliyor. kendimle konuşmam için bana kendim yetmiyor. ama kendime yetmem için bana dirayet veren insanlar var hâlâ, onlar bilmese de. fakat muhabbetimin hissi eskisinden seyrek artık, çiğ bir tadı ve rengi var muhabbetimin. dayanabilenlere içten özür dileyesim geliyor.
aylardan aralık olacak, az kaldı. kış bu sene canıma kastediyor sanki. mevsimler cana kastedebilen şeylerdir
bu kış güzel geçer demiştik, olmadı. şule gürbüz şöyle diyor, her tecrübe ne sandım da ne çıktı tecrübesidir, ne sandırdım da ne gösterdim değil. doğru bu, çünkü ne sandırdım, ne gösterdim, kim bilir.
hepimiz yaralıyız. artık kötülüğü boyunu aşmışlar hariç kimseyi suçlamıyorum. affetmek iyi geliyor bana, çünkü hafızam unutturmuyor hiçbir şeyi. affedince unutmam gereken şeylerin hacmi küçülüyor sanki hiç olmazsa. görüş alanımdan çıkıyor biraz olsun. yaram içeriye doğru daha fazla yürümüyor. duruyor yerli yerinde.
konu bize gelince bu hayata hep reklam arası giriyor. zaten çok hüzünlü bir reklam filmi gibi yaşanmışlıklar var, yine de görüyoruz çıkarsız bir şey değil hiçbir şey. üzgünüm gerçekten böyle.
öyledir ya da böyledir üzgün olduğumuz çok şey vardır ama bu hiçbir şeyi değiştirmez, bilinmelidir bu. sırtını ikiye ayırır bulantılı yalnızlığın. işte orda devam eder şiir
kalbim,
demir masanın küfü, örtünün yırtığı
camın kırığı, patlayan freni hayatımın.
kalbim,
anla.
bitti mevsim
bir başka yolcu yok sana

Yorumlar
Yorum Gönder