yangın merdiveni muhabbeti

merhaba,
ben sema.
bu kaçıncı tanışmamız?
bu kaçıncı unutuş kaçıncı hatırlayış?
kaçıncı kaçış kaçıncı yakalanış?

bu kaçıncı yankı.

yorgunum, üç litre gözyaşım tuzlu krakerim var, biraz meyveli yoğurtla hayata devam ediyorum. ayrıntılar içimi sıkıyor. rüzgar yürüdüğüm yerlerden ayak izlerimi silsin istiyorum. gözyaşlarım toprakta yerini bulsun hesapsız kitapsız sokaklarda dolanayım istiyorum. biliyorum biliyorum biliyorum ve bilerek bir yerlerden gidemiyor insan, bir yerlere de gelemiyorsun. hoş geliyorsan da, nereye. yanıyorsun da, kime. yalancısın, nereye kadar. uyuyarak kaçmak da bir yere kadar.

harabelerinde geziniyorsun usul usul,

gözlerin taze yıkıntılara benziyor içinde koca koca cam kırıkları var. 

sarsılıyor orda biriktirdiğin yağmurlar sen koştukça.
sen koştukça kapanıyor dönüş yolları.

öyle böyle bir yerinden tutunuyorsun çünkü bir kapıyı kapatanın yeni kapılar açtığı bilgisi doğru. sonuçta bir köşeye geçıp şunu şunu değiştirmek istiyorum da diyemiyorsun, gelmişsin insanların gökyüzünü bulandırıyorsun. düzenli olarak bir şeyler iğreti duruyor sende nedenini de anlayamıyorsun. sen de her kimsen.

şimdi kafamdaki uğultuyu bir kenara koyup uyuyamıyorum. hep dört yaşında gibiyim sorularım bitmiyor. ağladıktan sonraki ilk gülüşlerinde insanların yüzünde gökkuşağı niçin çıkmaz hiç anlamıyorum.

insanları dinlerken de sanki harabelerinde geziniyorum. bazen çok gülmekten geliyorum kalbim içine eğilmekten yorgun. bazen çok susmaktan geliyorum dilim öyle unutuyor ki kendini ne dese duvarlara çarpıp geri dönüyor sesim. alnımın çatına darbeler indiriyor. kitleniyorum.

kendimle yüzleşiyorum sanırım. kendime çelme takıyorum. ben mi onların gökyüzünü kirletiyorum onlar mı benim? onların gökyüzüyle benimki aynı mı? evet kendimle yüzleşiyorum. düşünüyorum. duygu patlamalarımla verdiğim yanlış kararlarımın hayatımı nasıl ters düz ettiğini, o kadar tanışıkken bir dakikada birbirimize yabancı kaldığımız insanları. hiçbir şey söylemeden öylece sustuğum için biten arkadaşlıklarımı. biraz annemi, biraz her gün daha fazla midemi bulandıran yüklerimi. esra'yı. esra'nın ağlamaklı sesini. kalem kutumun ne kadar eskidiğini, su içmem gerektiğini ve kendi hüznümü insanlara bulaştırmamam gerektiğini. daha sayacak çok şey var ve bunların hepsini aynı anda düşünüyorum.

ağrılı yalnızlığımı düşünüyorum. ben hâlâ ses çıkmasın, kimsenin rahatı bozulmasın diye parmak uçlarında yürüyen o küçük kızım sanırım, bunu fark ediyorum. hayalet gibi. şimdi ilk sessizliklerimi çözüp bir kahkahaya bir çığlığa dönüştürmek istiyorum. suskunluklarımdan midem bulanıyor. sesimin rahatsızlık vereceğini zihnime kim yerleştirdiyse onlardan nefret ediyorum. geçmiş sessizliklerim içimi ağrıtıyor. kendime acıyorum belki. 

gökyüzüm bulandıkça gülümsüyorum. gülümseyişim bulandıkça şule gürbüz okuyorum, öykü okuyorum. dokunuşların hatırası sürekli harlanan bir ateş gibi kalıyor. oturup saatlerce konuşacağımız sanılıyor, oturup saatlerce susuyoruz fevkalade büyük bir zevkle. 

kalbim gün geçtikçe kendi içine eğiliyor.

nasılım, hiiiç bilmiyorum

allah'ım ne fena









Yorumlar

Popüler Yayınlar